12 Ağustos 2026 - Çarşamba
EL ÂLEM NE DER? KONFORMİZM
İnsan toplumsal bir varlıktır. İçinde yaşadığı toplumdan tamamen bağımsız düşünmesi, davranması zaten mümkün değildir.
Yazar - Gülsüm İldeniz Yaşama Ayna Tutmak
Okuma Süresi: 3 dk.

Gülsüm İldeniz Yaşama Ayna Tutmak
gildeniz59@gmail.com - 0532 496 7090İnsan toplumsal bir varlıktır. İçinde yaşadığı toplumdan tamamen bağımsız düşünmesi, davranması zaten mümkün değildir.
Fakat bizde topluma uyum sağlamakla, toplumun onayına göre yaşamak arasındaki sınır epey bulanıktır.
Daha çocukken öğreniriz.
“Büyüklerin yanında konuşma.”
“Ayıp.”
“Komşular duymasın.”
“Akrabalar ne der?”
Ve bütün bunların üzerinde yıllardır değişmeyen o büyük toplumsal denetim mekanizması:
El âlem ne der?
Kimdir bu el âlem?
Hayatımızın hiçbir sorumluluğunu almayan ama hayatımız hakkında fikri olan insanlardan oluşan görünmez bir kalabalık.
Sosyolojide konformizm, bireyin içinde bulunduğu grubun düşünce ve davranışlarına uyum göstermesini ifade eder.
Buraya kadar olağan.
Çünkü hiçbir toplum ortak değerler ve belli davranış kalıpları olmadan varlığını sürdüremez.
Sorun başka yerde başlıyor.
İnsan, doğru olduğuna inandığı için mi uyum sağlıyor, yoksa dışlanmaktan korktuğu için mi?
Bir kadın mutsuz olduğu evliliği neden yıllarca sürdürüyor?
Bir genç hiç istemediği bir bölümü neden okuyor?
Bir insan arkadaş grubunda katılmadığı bir düşünceye neden ses çıkarmıyor?
Bir aile, kendi ekonomik gücünü aşan bir düğünü neden yapıyor?
Neden evimizi, arabamızı, düğünümüzü, çocuğumuzun okulunu hatta kimi zaman yaşadığımız hayatın tamamını başkalarının gözünden değerlendirmeye bu kadar meraklıyız?
Çünkü toplum yalnızca kanunlarla insanı kontrol etmez.
Onaylayarak ve dışlayarak da kontrol eder.
Üstelik bunun için her zaman açık bir baskıya ihtiyaç yoktur.
Bir süre sonra “el âlem” dışarıda olmaktan çıkar, insanın zihnine yerleşir.
Kimse bir şey söylemeden kendimizi sansürlemeye başlarız.
İşte konformizmin en güçlü olduğu yer de burasıdır.
Çünkü artık karşımızda bize ne yapacağımızı söyleyen bir otorite yoktur.
Otoriteyi içselleştirmişizdir.
Sonra toplum olarak başka bir çelişkinin içine düşeriz.
Çocuklarımız özgüvenli olsun isteriz ama itiraz ettiklerinde kızarız.
Gençler kendi ayakları üzerinde dursun isteriz ama bizim seçtiğimiz hayatın dışına çıktıklarında endişeleniriz.
İnsanların özgür düşünmesini överiz ama bizim gibi düşünmediklerinde rahatsız oluruz.
Farklılık güzel deriz; yeter ki bizim alıştığımız sınırların fazla dışına çıkmasın.
Belki de mesele toplumun bizi etkilemesi değildir.
Zaten etkileyecek.
Asıl mesele, toplumun sesinin nerede bittiğini, kendi sesimizin nerede başladığını ayırt edebilmek.
Çünkü insanın herkes tarafından kabul edildiği halde kendisine yabancılaştığı bir hayatın adına uyum diyebiliriz.
Ama özgürlük diyemeyiz.
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları