25 Ocak 2026 - Pazar
İyiliğin Yanlış Anlaşıldığı Yer
İnsanlara aynı iyiliği düzenli olarak yaptığınızda, bir süre sonra o iyilik görünmez olur. İlk günlerde teşekkürle, minnetle karşılanan davranış; zamanla sessiz bir beklentiye, hatta bir yükümlülüğe dönüşür. Sanki siz yapmazsanız bir eksik vardır, sanki o
Yazar - Gülsüm İldeniz Yaşama Ayna Tutmak
Okuma Süresi: 2 dk.

Gülsüm İldeniz Yaşama Ayna Tutmak
gildeniz59@gmail.com - 0532 496 7090İnsanlara aynı iyiliği düzenli olarak yaptığınızda, bir süre sonra o iyilik görünmez olur. İlk günlerde teşekkürle, minnetle karşılanan davranış; zamanla sessiz bir beklentiye, hatta bir yükümlülüğe dönüşür. Sanki siz yapmazsanız bir eksik vardır, sanki o artık sizin görevinizdir.
Bu, çoğu zaman iyiliğin değersizleşmesi değil, alışkanlık hâline gelmesidir. İnsan zihni, tekrar eden şeyi “olağan” sayar. Olağan olan ise artık takdir edilmez. Böylece iyilik, niyetinden kopar; emek fark edilmez, fedakârlık görünmezleşir.
Toplumsal ilişkilerde sıkça rastlanan bu durum, aslında açık bir nankörlükten çok daha sinsi bir sorunu işaret eder: sınırların belirsizliği. İyilik, karşılıksız olabilir ama sınırsız olmak zorunda değildir. Sınırı olmayan her şey gibi, o da sömürülmeye açıktır.
Sürekli veren kişi güçlü, anlayışlı, “nasıl olsa yapar” diye kodlanır. Zamanla bu kod, minnet yerine beklenti üretir. Oysa iyilik, bir borç değil; gönüllü bir temas biçimidir. Gönüllülük kaybolduğunda geriye kalan şey, ilişkilerde sessiz bir adaletsizliktir.
Belki de en büyük yanılgı şudur:
İyiliği azaltmak vicdansızlık sanılır. Oysa bazen yapılması gereken, iyiliği değil ulaşılabilirliği azaltmaktır. Herkese her an yetişmeye çalışmak, erdem değil, tükenmişliktir.
İyilik değerlidir ama hatırlanıyorsa.
Hatırlanmıyorsa, orada artık iyilik değil, alışkanlık vardır.
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları