07 Ağustos 2026 - Cuma

BİZİM TOPLUMDA HERKES BİR BAŞKASININ İYİLİĞİNİ BİLİYOR

Bizde insanların kendi hayatlarına karar vermesine pek alışık değiliz.

Yazar - Gülsüm İldeniz Yaşama Ayna Tutmak
Okuma Süresi: 4 dk.
Gülsüm İldeniz Yaşama Ayna Tutmak

Gülsüm İldeniz Yaşama Ayna Tutmak

gildeniz59@gmail.com - 0532 496 7090
Google News

 

Bizde insanların kendi hayatlarına karar vermesine pek alışık değiliz.

Çocukken anne baba karar verir.
Gençken aile karar verir.
Evlenince eşler birbirinin hayatına karışır.
İşyerinde patron çalışan adına düşünür.
Toplum ise zaten herkes için neyin doğru olduğunu bilir.

Üstelik bütün bunların çok kullanışlı bir gerekçesi vardır:

“Senin iyiliğin için.”

Sosyolojide bunun bir adı var: Paternalizm. Yani babacılık.

Babacılık yalnızca bir babanın çocuğuna karışması değildir. Bir otoritenin, karşısındaki insanı kendi kararlarını verebilecek eşit bir birey olarak görmek yerine, onun adına neyin doğru olduğuna karar vermesidir.

Ve Türkiye gibi aile bağlarının güçlü, otoriteye itaatin uzun yıllar boyunca erdem sayıldığı toplumlarda bu anlayış hayatın hemen her yerine sızabilir.

Biz çocuklarımızı korumakla onların hayatını yönetmek arasındaki çizgiyi çok kolay kaybediyoruz.

“Ben senin annenim.”

“Ben senin babanım.”

“Ben senden büyüğüm.”

“Ben hayatı senden daha iyi biliyorum.”

Bu cümlelerin ardından çoğu zaman söylenmeyen başka bir cümle geliyor:

O halde senin adına karar verme hakkım var.

Sonra o çocuk kırk yaşına geliyor ama hâlâ annesine hesap veriyor. Evlendiği kişiden ailesinin onayını bekliyor. Kendi hayatıyla ilgili karar verirken bile “Acaba ne derler?” diye düşünüyor.

Çünkü biz bazen çocuk yetiştirmiyoruz.

Onay arayan yetişkinler yetiştiriyoruz.

Üstelik babacılık evin kapısında da kalmıyor.

İşyerinde patron “Biz bir aileyiz” diyor ama o ailenin önemli kararlarını yalnızca kendisi veriyor.

Yönetici çalışanının neye ihtiyacı olduğunu çalışanından daha iyi bildiğini düşünüyor.

Toplumda ise yetişkin insanların nasıl yaşaması, neyi seçmesi, neyi istemesi, hatta bazen neye üzülüp neye sevinmesi gerektiği konusunda bile herkes birbirinin hayatına söz söyleme hakkını kendinde buluyor.

Çünkü babacılığın beslendiği yerde çok temel bir düşünce vardır:

“Sen henüz kendi iyiliğini bilecek durumda değilsin.”

İşte tam burada korumak ile hükmetmek birbirine karışıyor.

Elbette aile çocuğunu korur. Deneyimli insan deneyimsiz olana yol gösterir. Toplum da üyelerini koruyacak kurumlar oluşturur.

Ama yol göstermek başka şeydir, yolu seçmek başka.

Korumak başka şeydir, iradeyi elinden almak başka.

Bir insanı sevmek başka şeydir, ona sahip olduğunu düşünmek başka.

Belki de bizim asıl meselemiz tam burada.

Biz özgür bireylerden oluşan bir toplum istiyoruz ama daha çocukken birey olmaya çalışan insana “başına buyruk” diyoruz.

Soru sorana “çok biliyorsun” diyoruz.

İtiraz edene “saygısız” diyoruz.

Kendi kararını verene “bildiğini okuyor” diyoruz.

Sonra aynı insanlardan özgüvenli, sorumluluk alan, sorgulayan ve kendi ayakları üzerinde duran yetişkinler olmalarını bekliyoruz.

Olmuyor.

Çünkü insanın iradesini yıllarca elinden alıp sonra ona “Neden kendi kararlarını veremiyorsun?” diye soramazsınız.

Babacılığın en tehlikeli tarafı da burada ortaya çıkıyor.

Baskı her zaman bağırmaz.

Bazen sever.

Bazen korur.

Bazen fedakârlık yapar.

Ve bazen insanın hayatına müdahale ederken sadece şu cümleyi söyler:

“Ben senin iyiliğini düşünüyorum.”

Belki artık bu cümleden sonra başka bir soru sormanın zamanı gelmiştir:

Benim iyiliğimi düşünüyorsun da, benim ne istediğimi hiç sordun mu?

Çünkü bir toplumun olgunluğu, insanların birbirlerinin hayatına ne kadar müdahale ettiğiyle değil; birbirlerinin iradesine ne kadar saygı gösterebildiğiyle ölçülür.

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
Köşe Yazıları