27 Ağustos 2026 - Perşembe
HERKES AYNI ŞEYİ Mİ DÜŞÜNÜYOR, YOKSA FARKLI DÜŞÜNENLER Mİ SUSUYOR?
Bazen bir ortamda herkes aynı şeyi düşünüyor gibi görünür.
Yazar - Gülsüm İldeniz Yaşama Ayna Tutmak
Okuma Süresi: 3 dk.

Gülsüm İldeniz Yaşama Ayna Tutmak
gildeniz59@gmail.com - 0532 496 7090Bazen bir ortamda herkes aynı şeyi düşünüyor gibi görünür.
Aynı fikirler söylenir.
Aynı kişiler alkışlanır.
Aynı düşünceler tekrar edilir.
Ve insan ister istemez şöyle düşünür:
“Demek ki herkes böyle düşünüyor.”
Peki gerçekten herkes mi böyle düşünüyor?
Yoksa farklı düşünenler konuşmamayı mı tercih ediyor?
Sosyolojide ve iletişim bilimlerinde bunu açıklayan önemli bir kavram var:
Suskunluk Sarmalı.
Kavramı ortaya koyan Elisabeth Noelle-Neumann’a göre insanlar, görüşlerinin çevrelerindeki çoğunluktan farklı olduğunu düşündüklerinde dışlanma korkusuyla düşüncelerini açıklamaktan kaçınabilirler.
İşin ilginç tarafı bundan sonra başlıyor.
Farklı düşünenler sustukça, konuşanların sesi daha güçlü duyuluyor.
Daha güçlü duyuldukça çoğunluk oldukları düşünülüyor.
Çoğunluk oldukları düşünüldükçe diğerleri biraz daha susuyor.
Ve böylece bir sarmal oluşuyor.
Suskunluk, çoğunluğu büyütmüyor belki ama çoğunluk görüntüsünü büyütüyor.
Geçtiğimiz yazılarda paternalizm, konformizm, normatif baskı ve toplumsal kontrolden söz etmiştim.
Aslında suskunluk sarmalı da aynı toplumsal tablonun başka bir yüzü.
Önce toplum neyin makbul olduğunu gösteriyor.
Sonra farklı olmanın bedelini hissettiriyor.
Bir süre sonra insanın susturulmasına bile gerek kalmıyor.
Kendisi susuyor.
Bizim toplumumuzda bunun örneklerini görmek hiç zor değil.
Aile sofrasında herkes aynı kişiyi eleştirirken farklı düşünen susar.
Arkadaş grubunda herkes aynı fikri savunurken karşı çıkan konuyu değiştirmeyi tercih eder.
İşyerinde herkes yöneticinin kararını onaylarken yanlış olduğunu düşünen çalışan sesini çıkarmaz.
Sosyal medyada ise durum daha da görünür.
Bir görüş çok fazla paylaşıldığında, çok fazla beğeni aldığında ya da çok yüksek sesle savunulduğunda, sanki toplumun tamamı aynı şeyi düşünüyormuş gibi bir görüntü ortaya çıkabilir.
Oysa çok konuşulmak, çoğunluk olmak değildir.
Sessiz olanların ne düşündüğünü bilmiyoruz.
Üstelik insan her zaman korktuğu için susmaz.
Bazen yorulduğu için susar.
Bazen tartışmanın hiçbir yere varmayacağını düşündüğü için.
Bazen ilişkisini kaybetmek istemediği için.
Bazen işini riske atmamak için.
Bazen de üzerine yapıştırılacak etiketi çok iyi bildiği için.
Çünkü bizde farklı fikir çoğu zaman yalnızca fikir olarak kalmaz.
İnsanın kendisine yönelir.
Bir düşünceye itiraz edersiniz, hemen kim olduğunuz sorgulanmaya başlanır.
“Sen de onlardan mısın?”
“Sen ne ara böyle oldun?”
“Demek sen böyle düşünüyorsun.”
Ve tartışılması gereken fikir ortadan kaybolur, kişi tartışılmaya başlanır.
Böyle bir ortamda susmak şaşırtıcı değildir.
Ama bunun toplumsal bir sonucu vardır.
Konuşanlar toplumu temsil etmeye, susanlar ise yokmuş gibi görünmeye başlar.
İşte tam da burada kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Bir düşüncenin karşısında ses duymuyor olmamız, herkesin o düşünceye katıldığı anlamına gelir mi?
Hayır.
Bazen sessizlik onay değildir.
Sadece sessizliktir.
Bu nedenle bir toplumun ne düşündüğünü yalnızca en yüksek sesle konuşanlara bakarak anlayamayız.
Belki asıl bakmamız gereken yer başka.
Kim konuşuyor değil…
Kim konuşmaktan vazgeçiyor ve neden?
Çünkü özgür bir toplum yalnızca insanların konuşabildiği toplum değildir.
Farklı düşündüğünde de konuşabilmenin bedel ödetmediği toplumdur.
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları