16 Ağustos 2026 - Pazar

KİMSE ZORLAMIYOR, AMA HERKES AYNI ŞEYİ BEKLİYOR

Geçen yazımda konformizmden söz etmiştim.

Yazar - Gülsüm İldeniz Yaşama Ayna Tutmak
Okuma Süresi: 4 dk.
Gülsüm İldeniz Yaşama Ayna Tutmak

Gülsüm İldeniz Yaşama Ayna Tutmak

gildeniz59@gmail.com - 0532 496 7090
Google News

 

Geçen yazımda konformizmden söz etmiştim.

İnsanın, dışlanmamak ve kabul görmek için zaman zaman kendi düşüncesini geri çekip çoğunluğa uyum sağlamasından…

Peki çoğunluk bunu nasıl başarıyor?

Kimse kapımıza gelip “Bizim gibi yaşayacaksın” demiyor.

Kimse elimize bir liste verip nasıl giyineceğimizi, ne zaman evleneceğimizi, kaç çocuk yapacağımızı, nasıl bir hayat yaşamamız gerektiğini yazmıyor.

Ama yine de neyin “normal” kabul edildiğini hepimiz gayet iyi biliyoruz.

Çünkü toplumun her zaman emretmesine gerek yoktur.

Bazen sadece onaylamaması yeterlidir.

Sosyolojide bunun karşılığını açıklayan kavramlardan biri normatif baskıdır.

Normatif baskı, bireyin içinde bulunduğu grubun kabulünü kaybetmemek, dışlanmamak ya da ayıplanmamak için grubun beklentilerine uyma yönünde hissettiği toplumsal baskıdır.

Ve bizim toplumumuzda bunun oldukça geniş bir sözlüğü vardır:

“Bu yaşa geldin, hâlâ evlenmedin mi?”

“Bir çocuk daha düşünmüyor musunuz?”

“Kadın dediğin biraz idare eder.”

“Erkek adam böyle yapmaz.”

“O senin annen, ne yaparsa yapsın.”

“Millet ne düşünür?”

Dikkat ederseniz bunların hiçbiri doğrudan emir değildir.

Ama hepsinin altında aynı mesaj vardır:

Bizim kabul ettiğimiz sınırların dışına çıkma.

Çünkü toplum yalnızca neyin doğru olduğunu öğretmez; neyin “normal” olduğunu da üretir.

Sonra o normalin dışında kalanı isimlendirmeye başlar.

Evlenmeyen eksik görülür.

Boşanan sorgulanır.

Çocuk istemeyen açıklama yapmak zorunda bırakılır.

Ailesine sınır koyan nankör olabilir.

Kalabalığın fikrine katılmayan “zor insan” ilan edilebilir.

Bir süre sonra insan ne istediğini düşünmeden önce, vereceği kararın çevresinde nasıl karşılanacağını düşünmeye başlar.

İşte konformizmle normatif baskının yolları burada kesişir.

Konformizm, bireyin çoğunluğa uyum göstermesidir.
Normatif baskı ise o uyumu besleyen görünmez toplumsal basınçtır.

Biri davranışımızda görünür.

Diğeri çoğu zaman içimizde çalışır.

Üstelik normatif baskının en güçlü tarafı, kendisini baskı olarak göstermemesidir.

“Senin iyiliğini düşünüyoruz.”

“Sana yakıştıramadık.”

“Biz seni böyle bilmezdik.”

“Tabii hayat senin ama…”

Özellikle şu son cümle çok ilginçtir:

“Hayat senin ama…”

Hayat sizindir.

Ama kararınızın arkasından gelecek onay, sevgi, kabul ve aidiyetin devam edip etmeyeceği bazen o “ama”dan sonra belli olur.

İşte bu nedenle her tercih yalnızca bireysel değildir.

Çünkü insanların “hayır” deme imkânları kadar, o hayırın ardından ödeyecekleri toplumsal bedeller de birbirinden farklıdır.

Bir insan ailesinin beklentisine karşı çıktığında ailesini kaybetmekten korkabilir.

Bir kadın boşandığında yalnızca evliliğini değil, sosyal çevresini de kaybedebilir.

Bir genç ailesinin istemediği bir hayatı seçtiğinde ekonomik desteğini kaybetme ihtimaliyle karşılaşabilir.

Dolayısıyla “Kimse seni zorlamıyor, istediğini yapabilirsin” demek her zaman özgürlüğün kanıtı değildir.

Çünkü baskı yalnızca yasak koyarak kurulmaz.

Bazen dışlanma ihtimali de insanı hizaya sokmaya yeter.

Belki de bu yüzden toplum olarak kendimize başka bir soru sormamız gerekiyor:

Bir insan bizim gibi yaşamadığında gerçekten yanlış mı yapıyor?

Yoksa yalnızca bizim alıştığımız gibi yaşamıyor mu?

Bu ikisini birbirinden ayırabildiğimiz gün, belki farklılıklara tahammül etmekten de bir adım ileri gideriz.

Çünkü özgür bir toplum, herkesin aynı şekilde yaşadığı toplum değildir.

İnsanların farklı yaşayabilmek için sürekli kendilerini açıklamak zorunda kalmadıkları toplumdur.

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
Köşe Yazıları